Sayfalar

Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2014 Perşembe

''GARİP''ÇİLER


Evet bildiğimiz edebiyatımızın bir akımı olan Garip akımından bahsedeceğim. Ama hocanın verdiği ödev sonucu ansiklopedik bilgi arayanlar yanlış yerdesiniz. Burası blogger burada olmaz o sizi Vikipediye alalım:) ''Okumazsanız okumayın'' gibi şeyler ima etmiyorum tabi. Amaan hem ödev de neymiş ben bu zamana kadar yapmadım, bir şey olmuyor merak etmeyin:)

NOT: Bol şiirli bir edebiyat postu olacaktır ama duygulu şiirler değil, sonuçta Garip akımında bahsediyoruz;)

Garip hareketini başlatanlar;

Orhan Veli Kanık
Melih Cevdet Anday
Oktay Rifat Horozcu

Bakınız gariplik 1: Adamların baş harflerinden OMO çıkıyor:)
Omo!! Bizim Kore'ye de uydu değil mi?:)

Dediğim gibi Garip akımını açıklamayacağım, zaten adı üstünde;) Bir şiir yazayım anlarsınız :)

Ağaç
Ağaca bir taş attım;
Düşmedi taşım,
Düşmedi taşım.
Taşımı ağaç yedi;
Taşımı isterim,
Taşımı isterim!

Hah işte Garip şiiri bu:) İşte bu şiir oluyor ama garip bir şiir oluyor. Adamlar demiş ki biz istediğimiz her şeyi yazacağız ama kafiyeymiş, redifmiş... kural tanımayız. Şiir yazacağız diye estetik olmak zorunda da değiliz biz de böyle yazarız şiirimizi demişler bu çıkmış:) 

Orhan Veli bu akımın en iyisidir. İşin GARİBİ 36 yaşında ölmesine rağmen diğerlerine göre daha fazla ve güzel şiirler yazmış.Yaşasaymış neler yaparmış siz düşünün. Hocamızın anlattığına göre adam kuyuya düşüp ölmüş. Büyük ihtimalle de içkili iken ayağı kaymış.

Evet içki belki de Orhan Veli'nin ölümüne neden olsa da yöntem buymuş. Adamlar içkiliyken daha doğal, içten ve dürüst olduklarını düşünüyorlarmış ve içkiliyken yazdıkları şiirleri başyapıt sayıyorlarmış:) Ben de Garip şiirine ilgi duysam da baş yapıtımı ayık kafayla yapacağım:))
Ha bir de hipnoz yöntemi varmış. Hipnoz ettikleri kişilerin yazdığı şiirleri de çeşitli baskılardan kurtularak sadece bilinç altındakileri yansıttığını düşünerek başyapıt sayıyorlarmış yine. Mantıklı aslında düşününce herkesin üstünde çeşitli baskılar vardır ve bu baskılar nedeniyle doğal davranamayabilir ama içkili insanın ya da hipnoz edilmiş insanın tamamen doğal oldukları nereden çıktı? 

Garip hareketinden o kadar da garip olmayan bir şiir;
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum

Orhan Veli

Buraya kadar olan kısmı bir yılı aşkın bir süre önce yazmıştım. Artık taslaklardan çıkarmanın vakti geldi diye düşündüm :) Bu arada yazıya hiç dokunmadım tamamen bir yıl önceki düşüncelerim o kadar emek harcamışım silmek de istemedim :)

Yine Orhan Veli'den bir şiir. Tahminleri alayım? :))

İstanbul'u Dinliyorum
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyor, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından 
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Orhan Veli'nin bu şiiri bize çok duygulu gelebilir ama sadece gözlerini kapatmış ve İstanbul'u dinlemiş. Sonra da bunu kağıda dökmüş. Bu kadar basit (!) :)

Kitabei Sengi Mezar
Hiç bir şeyden çekmedi dünyada 
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda 
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye 

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalması yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
''Ölüm Allah'ın emri,
Ayrılık olmasaydı.''

Bu da en sevdiklerimden :) Süleyman Efendi hocasıydı yanlış hatırlamıyorsam onun ölümü üzerine yazmıştı yine yanlış hatırlamıyorsam :)

Rahatı Kaçan Ağaç
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.

Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsim, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.

Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.

Bu da Melih Cevdet'ten...
Başlık dikkatimi çekiyor o yüzden paylaşmak istedim. Dikkat bunlar LYS'de çıkabilir ;)

Sırada Garip hareketine dair okuduğum ilk şiir olduğunu düşündüğüm şiir gelsin; (tanıma bak be!)
Ekmek ve Yıldızlar
Ekmek dizimde
Yıldızlar uzakta ta uzakta
Ekmek yiyorum yıldızlara bakarak
Öyle dalmışım ki sormayın
Bazen şaşırıp ekmek yerine
Yıldız yiyorum

Çok iyi ya! :D Keşke ben yazsaydım dediğim şiirlerdendir.
Bu arada Oktay Rifat'ın olduğunu bilmiyordum ya da unutmuş olmalıyım. Ondan da şiir paylaşmamıştım iyi oldu :)

Son olarak gruba ithafen...

Fotoğraf
Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay'ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.

Edebiyatımızda ilk aykırı akımın doğmasına vesile olan üç şaire (!) saygılar...


3 Mayıs 2014 Cumartesi

VİYANA'NIN BEDESTEN ÇARŞISI

Hepsi bin beş yüz dükkandır. Öylesine düzenli yapılmış, öylesine şenlik ve süslüdür ki her bir dükkancıda birer Mısır hazinesi mal vardır. Her esnafı sokak sokak birer ulu yola dağılmış saatçılar, kuyumcular, kitapbasmacılar, berberler ve terzilerin çarşıları öyle süslüdür ki sanki nigerhanei Çin nakşıdır.Şaşılacak sanatlar işleyip görülecek aletler yapmada eşsiz sokaklardır. Vakitleri gösteren, ay ve günlü, burçları gösteren, takvimli, aşmalı çalar saatler işlenir. Ve bütün türlü türlü yaratıkların tasvirleriyle çeşit çeşit saatler yaparlar ki gözleri, elleri ve ayakları kımıldayıp gören adam o hayvanları canlı da öyle hareketler ediyorlar sanır. Oysa onu büyük ustalar çark ile işletip saat etmişlerdir. Bütün şehir içinde ne kadar değirmenler varsa ne at ne sığır ne de adam çevirir. Değirmenleri ve kebap şişlerini ve kuyulardan kovalarla su çekmeyi ve kırlarında gezen arabaları atsız, sığırsız, bütün başka yoldan, akıllarını kullanarak ve sanatlı saat çarkı ile yürütürler. Değirmenler ve kalıp çarkları ve kuyuların dolapları ibret verir arabalardır. Ama her araba kırda giderken yüz kantar yük çeker. On mandanın çeviremeyeceği arabaları çarklar çevirip düz yerde rahat gider. Ama yokuşa gidemez; inişe hızla giderken arabanın ardında ağır bir yük sürütüp arabalar aşağı inse rahat gider. Ancak araba üzerinde bir kafirin elinde bir çatal demir uçlu sırığı var, onunla arabayı sağa sola çevirir. Eğer araba pek gitsin derse saat gibi arabanın çarklarını kurup hızlı gider. Ama şaşılacak bir sanattır ki bu çarklı arabaların kimisi hem arabadır hem dört tekerleğinin yanlarında birer un değirmenleri var, kimisinde ikişer değirmen işler. Ama bu değirmenli araba iki kattır, az yük götürür, şaşılacak, görülmedik sanatlı arabalardır. Bu Beç şehri içinde çeşit çeşit demirden el değirmenleri yaparlar, bir heybeye ya da hararlara koyup yolculuklarında birlikte götürürler. Bir saatte iki kile un öğütür. Yolcuya pek gerek olan el değirmenleridir. Başka bir çeşidi de şudur: Bir küçük sandığın içine yine demirden un değirmenleri yaparlar, adam çevirmeden bunu da çarklar çevirir. Hemen buğdayını eksik etmeyip on iki saatte bu çarklarını kurdukça ince un, beyaz un öğütür. İbret Alınacak Bir Sanat: Bir türlü mum şamdanı yaparlar, yarım saatte bir mum fitilini kesmeye şamdanın içinden komik görünüşlü  bir Arap çıkıp mumun fitilini elindeki makasla keser, yine şamdanın altında kaybolur.
Evliya Çelebi




26 Mart 2014 Çarşamba

Ayten ft. Aysel :)

Gün geçmiyor ki başlıklardaki saçmalamam artmasın :)) Hep daha saçması, hep daha saçması :D

Bir TM'ci olarak blogumda şiir olmazsa olmaz demi?
Bu yüzdeen bu duygusallığın doruklarında, insanda bana neden böyle şiirler yazılmıyor ki dedirten isim itibariyle benzer olduğunu da düşündüğüm iki güzide şiiri bir postta buluşturayım dedim:)
Okumayan biri kaldıysa okumuş olur ki bence olası bir durum ben bile bir sürü meşhur şiiri okumamışımdır ve bunları da ilk okuduğum zaman yıllaar önce değil. Zaten bilenler de tekrar okumuş olur:)

AYSEL GİT BAŞIMDAN
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın
Hiç bir dakikamı yaşayamazsın
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Benim için kirletme aydınlığını
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün
Gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim
Ya ölmek ustalığını kazanırsın
Ya korku biriktirmek yetisini
Acılarım iyice bol gelir sana
Sevincim bir türlü tutmaz sevincini
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ümitsizliğimi olsun anlasana
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Sevindiğim anda sen üzülürsün
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş
Uzak yalnızlık limanlarına
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
Sakın başka bir şey getirme aklına
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan seni seviyorum
ATTİLA İLHAN

Bu şiiri ilk defa lisemizdeki şiir yarışmasında dinlemiştim. Bizim sınıftan biri bu şiirle katılmıştı çok da güzel okumuştu:) Ama başlarken biraz sorun yaşıyordu kk

MİLYON KERE AYTEN
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
Oh ne iyi
Aytenli içkiler içip
Sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Ayten'deyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala oturabilirsiniz
Bir kadeh de sizinle içeriz Aytenli iki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm üşümem
Üç kere adını tekrarlarım karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Bunu da daha geçen günlerde dershanede okudum ilk defa. 
Peki siz Ayten mi olmak isterdiniz Aysel mi?:) 
Ben Aysel.
Ama ben birisi 'Hatice git başımdan' derse sözün sonunu dinlemeden giderdim ya neyse:)


10 Mart 2014 Pazartesi

ÇİÇEKLERİ GÖRÜYOR MUSUNUZ?

Kör sağır ve dilsiz doğdu. Fakat insanlık tarihine bir dilenci olarak değil, çok iyi bir felsefeci olarak geçti. Başlangıçta göremiyordu, konuşamıyordu, duyamıyordu. Ama bütün bunların üstesinden gelmeyi başardı. Ve bir gün şöyle dedi: ''Bazen kendi kendime, dünyada herkes senede iki gün görme ve işitme duyularından mahrum kalsa, ne iyi olurdu, diye düşünürüm. O zaman onlar karanlıkta görme kabiliyetlerine daha çok değer vermeyi, sessizlikte seslerin verdiği zevki daha iyi duyabilmeyi öğrenebilirlerdi.''
Acaba sadece bir kaç günlüğüne görebilmesi mümkün olsaydı, önce neleri görmek isterdi Hellen Keller?
''Birinci gün bana olan iyilikleri ve yardımlarıyla hayatıma değer veren insanları görmek isterdim. Bir kimseyi görebilmenin insanlarda ne hisler uyandırdığını bilmiyorum. Ben sadece dokunarak onların yüz hatlarını, kederli mi, neşeli mi olduklarını hissedebilirim. Fakat görenler, acaba gözlerini iyi kullanabiliyorlar mı? Sevdiklerinin göz renklerini, yüz hatlarını biliyorlar mı?
Evet, ilk gün sevdiğim arkadaşlarımı eve çağırıp yüzlerine uzun uzun bakardım. Sonra yeni doğmuş bir bebek görmek isterdim. Sadece onun masumluğundan bir güzellik hissesi alabilmek için.
Kitapları görmek isterdim ayrıca. O akşam güneşin batışının her zamankinden daha parlak ve muhteşem olması için Allah'a yalvarırdım. Ve gözlerimi hiç ama hiç kapamazdım. Ertesi günü şafak vaktini seyrederdim. Sonra insanların sanat eserlerini görmek isterdim.''
Etrafınıza üç gün sonra bir daha hiç göremeyecekmiş gibi bakınız.
Üç gün sonra bir daha hiç duyamayacakmış gibi dinleyiniz sesleri.
Belki o zaman, her zaman bakıp da göremediğiniz, işitip de güzel bulmadığınız ne harikalarla karşılaşacaksınız.


Başarı için KILAVUZ ÖYKÜLER'den alıntıdır. 

8 Mart 2014 Cumartesi

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM

Savaşın en kanlı günlerinden biri... Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
-Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?
Delirdin mi? der gibi baktı teğmen.
-Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş.
Büyük ihtimalle ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.
Asker ısrar etti ve teğmen ''Peki'' dedi, ''Git o zaman.''
Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:
-Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş.
-Değdi teğmenim, dedi asker.
-Nasıl değdi? Arkadaşın ölmüş görmüyor musun?
-Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağ idi. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
''Geleceğini biliyordum!'' demişti arkadaşı.
''Geleceğini biliyordum!''

Dünya edebiyatının büyük şair ve yazarı Goethe ''Bir dost uğruna ölmek zor değil, uğruna ölünebilecek dost bulmak zordour.'' diyor. Sahi, sizin uğruna ölebileceğiniz kaç dostunuz var?


Başarı için KILAVUZ ÖYKÜLER'den alıntıdır.

6 Haziran 2013 Perşembe

Zorluklara Karşı KENDİNİ ATEŞLE


Kitabın yazarı Cengiz Erşahin
Evet yanlış değil resimde 135. baskı yazıyor.Benim okuduğum ise 270. baskı.
1. basım 2007'de 270. basım ise 2010'da.Yani 3 yılda 270 kez basılmış bir 3 yıl daha düşünürsek :) Yok canım o kadar değildir.Ama kitabın albenisi 'Kitap İade Garantisi' ve çok çok uygun fiyatından geliyor.Kitabı kendim almadım ama görsem alırdım muhtemelen :) 
Bu arada uygun fiyatlı falan diye kalitesiz sanmayın.Normalde kişisel gelişim kitaplarını sevmem evde de en çok bu tür kitaplar var ama ilk bitirebildiğim kitap bu oldu çünkü zaten 141 sayfa çerez gibi.İçeriğinde de onu yapın, bunu yapın gibi emreder bir dil yok.Ayrıca anlatılanlar bir çok güzel ve etkileyici hikayelerle harmanlanmış.Dili çok sade ve akıcı, cümleler kısa bu da herkesin okuyabilmesi açısından doğru çünkü bi kişisel gelişim kitabını uzun ve süslü dilinden dolayı yarım bırakmış biriyim oradan biliyorum :)
Bir de ben kitaplarda beğendiğim kısımların altını çizmeyi severim ama düşündüm de test kitabı gibi olacak her yer çizili, vazgeçtim ama beğendiğim sözleri not ettim onları paylaşayım;


  • Doğru dürüst ayakkabınız mı yok? Ayağı olmayan insanlar var.
  • Köprülerinizi yakın ve geri gitmek yok deyin!
  • Hayatın nokta koyduğu yere soru işareti koymayın!
  • Eğer intikam peşindeyseniz, iki mezar kazın!
  • Düşman en iyi vuruşunu yapsa bile seni en fazla yere serebilir ama seni içten yıkamaz.Bu senin seçimin.
  • Hayallerinizi takip edin, tavukların sözlerini değil!
  • Başarısızlık istemiyorsan başarmayı deneme!


Bir de insanlar bu kitapla ilgili ne demiş bi bakalım :)
  • Bir kitap insanı hem ağlatıp hem de kahkahalarla güldürebilir mi? İşte bu böyle bir kitap.
  • Okuduğum kitapların önemli yerlerinin altını çizerim. Ama kitabınızı bitirdiğimde yarısından fazlası çiziliydi. Her bir cümlesi anlam ve duygu yüklü. (Bu kız da benden:))
  • Hayatımı geri dönüşü olmayan bir şekilde tahrip ettiğimi düşündüğüm bir anda kitabınız ilaç gibi geldi. (Fazla mı abartmış?)
Yani şöyle bi silkineyim kendime geleyim diyorsanız zaten neredeyse herkes okumuş uygunda fiyatlı alabilirsiniz.Ama çok çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Zaten bendeki etkisi de 5dk. sürüyordu :) Ama sanırım sorun kitapta değil bende :)

3 Haziran 2013 Pazartesi

Hisseli Hikayeler~~

YAVRU KARTAL
Bir zamanlar, büyük bir dağda kartallar yuva yaparlarmış.Bir kartal da dört tane yumurtası ile bu dağda yaşıyormuş.
Bir gün bir deprem olmuş ve yumurtalardan bir tanesi dağdan yuvarlana yuvarlana vadide yer alan bir çiftliğe kadar düşmüş.Bu çiftlik bir tavuk çiftliğiymiş.
Çiftlikteki tavuklar, bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler.Yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış.
Geçen günlerden sonra küçük kartal doğmuş.Çevresinde tavukları görmüş ve kendini bir tavuk zannetmiş.Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar.Ailesini de çok seviyormuş.İçinden bazen, 'Ben kimim?' sorusu geçiyormuş.Ama o bir tavukmuş.Bunu böyle bilmeliymiş.
Bir gün çiftlikte oyun oynarlarken, yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuklarını görmüş.'Aman Allah'ım, ne kadar güzel uçuyorlar.Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim.' demiş.Tavuklar, bu düşünceye hep birlikte gülmüşler.'Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamazlar.' demişler.Küçük kartal, artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş.Ne zaman bu düşüncelerinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse, hep şu cevabı alıyormuş.'Sen bir tavuksun.Bırak bu hayalleri.'
Zamanla, küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş.Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş.Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk olarak ölmüş.

Hayallerinizi takip edin, tavukların sözlerini değil.

____________________________________________________________________________

BİN AYNALI TAPINAK
Hindistan'da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış 'Bin Aynalı Tapınak' adlı görkemli bir tapınak vardı.Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı ve tapınağın merdivenlerinden çıkarak'Bin Aynalı Tapınak'a girdi..
Tapınağın bin aynalı salonuna geçtiğinde bin tane köpek gördü.Korkarak tüylerini kabarttı; kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı; korkutucu hırıltılar çıkartarak dişlerini gösterdi.Ve bin köpek de tüylerini diktiler, kuyruklarını bacaklarının arasına alıp korkunç sesler çıkartıp dişlerini gösterdiler.Köpek paniğe kapılarak tapınaktan kaçtı. Ve o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, korkunç köpeklerle dolu olduğuna inandı.
Bir süre sonra bir başka köpek gelip dağa tırmandı.O da tapınağın merdivenlerinden çıkıp 'Bin Aynalı Tapınak'a girdi.Tapınağın bin aynalı salonuna geldiğinde bin tane köpekle karşılaştı ve çok sevindi.Kuyruğunu salladı; neşeyle oradan oraya zıpladı ve köpekleri oynamaya çağırdı.Bu köpek tapınaktan çıktığında dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inanıyordu.

_____________________________________________________________________________

Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan, kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az bir miktar para ile yanına hiç bir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş.Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş.Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:
'Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!' Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş.Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Akşam olmuş, başlamış merakla oyunu izlemeye.
Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği muhteşem oyunun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz edilmiş. Adamsa, 'Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onula bir şey konuşmam gerek.' demiş.
Seyrettiği oyunun etkisiyle müdürü ile konuşmuş ve buranın bir parçası olmak için ne iş olursa olsun çalışmak istediğini belirtmiş. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralar bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş ve denemek üzere aylardır el değmemiş kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş. 'İşte burayı temizle.' Eğer beğenirsem seni işe alırım.' demiş ve gitmiş.
Tiyatro aşkının verdiği şevkle temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür olayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş:
                'Tamam, seni işe alıyorum.'
                'Fakat benim yatacak yerim yok.'
                'O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.'
İstediği olan tiyatro tutkunu huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür:
                'Adın neydi senin, buraya yazalım...' demiş.
Aldığı cevap ise;
                'William! William Shakespare!' olmuş.

__________________________________________________________________________

Bu hikayeler şu an okuduğum kitap olan Zorluklara Karşı Kendini Ateşle'den...

Hikayeleri nasıl buldunuz? :)

15 Ocak 2013 Salı

''AŞK'' olsun.

Sebebim, niyetim, bilinmezliğim, sonsuzluğum sen ; gözüm, elim, yüreğim sen.Kırıyorsam seni bu benim dengesizliğimdendir, şaşırmışlığımdandır.Kendimle kavgalıyım ben, bir yanım sana tutkun bir yanım çok bencil.Kayboluşlara vuruyorum kendimi seni üzdüğümü bilmeden.Her kayboluşum yara açıyor sende.Ah ben! Nasıl da vurdumduymaz oluyorum bazen. Seni delirtiyorum.Bakma sen bana, içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme bunlarla ''seviyorum'' diyorsam seni seviyorum(öyle), bazen gereğinden fazla ''erkeğim'' diyorsam bağışla.Hani gideceksin ya bir gün, sensiz olmaya gücüm yok, harcım değil.Yüzünle, duruşunla, gülüşünle, bakışınla, konuşmanla, çocukluğunla, olgunluğunla, kızgınlığınla, şaşkınlığınla işlenmişsin içime,alışmışım sana, sahiplenmişim...
Ne değiş ne değiştirmeye çalış beni çünkü böyle sevdik birbirimizi.

R.....

29 Aralık 2012 Cumartesi

Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin hareminden Kimya Hatun

Daha yeni bitirdiğim kitapla ilgili düşüncelerimi söylemek, içimdekileri boşaltmak için can atsam da öncelikle kitapla ilgili bilgileri vereyim;
Kitap İranlı yazar Saide Kuds tarafından kaleme alınıp(ilk kitabı olur) Veysel Başçı tarafından çevrilmiştir.2006 Parvin Etesami Edebiyat Ödülünü almıştır.İsminden de anlayabileceğiniz gibi Mevlana'nın üvey kızı Kimya Hatun'un yaşamını iki kısımda ele aldığı duygulu, akıcı, gerçekçi bir kitaptır ki ''teşekkür'' kısmında bilgilerin kaynaklardan toplandığı belirtiliyor.Ayrıca kitapta Mevlana, Şems gibi tanıdık insanlar hakkında da bilgiler var.Mevlanayı Şemsi bir başka açıdan okumak isterseniz bu kitap size uygundur çünkü okurken çok şaşırdığım bilgiler geçiyor onlar hakkında.Aslında Mevlana ve Şems'in Türk olmaları, onlara duyulan büyük sevgi gibi nedenlerden ötürü her ikisinin de hayatı gerçek anlamda yazılmamış olabilir.Ama bu kitapta yazarımız İranlı olduğu için bu konuyu daha gerçekçi ele almıştır diye düşünüyorum.Ama kitaba tamamen tarafsız da diyemem çünkü sonuçta bunu kaleme alan İranlı bir kadın yazar.Yani Kimya Hatun'u anlatırken çektiği sıkıntıları daha ön plana çıkararak bazı gerçekleri geri planda bırakmış olabilir.Ki bunu kitabın içinde okurken de fark edebileceğiniz ''kadın olduğu için...'' gibi cümlelerden de anlayabilirsiniz.Zaten bu kitabı yazmasının amacı kendisinin de belirttiği gibi kadınları ve onların duygu dünyalarını ön plana çıkartmak.Haremde tanıdığı kadınların, duygularının ayrıntılı bir şekilde işlendiği ve son kısımdaydı sanırım onlar hakkında değerlendirme yaptığı kısımları hoşuma gitmişti tabii erkeklerin-ve Mevlana'nın- kadınlara gösterdiği değeri ya da değersizliği de ara ara görüyoruz.

Teşekkür kısmından bir kesit;
...
Eğer bu güzel insanlar ve onların değerli katkıları olmasaydı, Kimya Hatun'un genç ama unutulmuş naaşını tarihin yıpranmış tozlu sayfaları arasından, özellikle de eksik ve çelişkili kaynaklardan çekip çıkarmak imkansız olurdu.İrfan ve tasavvuf dünyasının iki dev ismi -Mevlana ve Şems'in- yaşamına dair birçok bilinmeyenin bilinmesine yardımcı olacağını umduğumuz bu romanın asıl kahramanları, herhalde kadın oldukları için tarih tarafından bir kenara itilmişler.İşte bu çalışmamızda o kadınları ve onların duygu dünyalarını ön plana çıkararak tarihin bir kesitine ışık tutmaya çalıştık...

Bir de arka kapakta yazan yazıları sizinle paylaşmak istiyorum;

Mevlana'nın üvey kızı Kimya Hatun'un gerçek hikayesi...
Kocasının ölümünden sonra Mevlana Celaleddin-i Rumi ile evlenen Kerra Hatun, yeni kocasının haremine yerleşir.Tabii sevgili kızı Kimya da onunladır.Kimya Hatun içine düştüğü bu yeni dünyada bir yandan kendini bulmaya çalışırken, diğer yandan da Mevlana'nın özel yaşamına şaşkınlıkla şahit olmaktadır...
İrfan ve tasavvuf dünyasının iki dev ismi-Mevlana ve Şems'in- yaşamına dair birçok bilinmeyenin bilinmesine yardımcı olacağını umduğumuz bu romanın asıl kahramanları, herhalde kadın oldukları için tarih tarafından bir kenara itilmişlerdir.Yazar Saide Kuds, eski yazılar ve Şems ile Mevlana'nın karşılaşma kayıtlarını derinlemesine inceledikten sonra hayatı bu her iki adama da bağlı olarak geçen genç bir kadının hikayesinin unutulduğunu fark eder.
Ve biyografik bir roman dili ile anlattığı Kimya Hatun'un yaşamını tozlu sayfaların arasından çekip gün ışığına çıkarır.

Eveet kitabı tanıttıktan sonra gelelim benim düşüncelerime:) Yukarıdaki yazıyı yazarken samimi bir dil kullanmamaya ve gülücük koymamaya çok özen gösterdim gerildim be! :) Ama fark ettim de ne kadar da çok gülücük koyuyorum.Sizce de öyle mi? :) Neyse bu kısımdan sonrası kitabın içeriğiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi verir.Yani demek istediğim direkt söylerim valla katil uşak diye acımam:) Ona göre :) Dönelim kitaba çok sevdim ben bu kitabı okuduklarım arasında zirveye oynar ama bir kaç kitaptan bahsediyorum:) Yani öyle büyük umutlarla başladım da dediğin gibi çıkmadı da anlamam :) Mevlana'nın evine gitmeden bile acıyorsunuz Kimya Hatun'a. İlk çocuk olarak kız doğduğu için hayata 1-0 yenik başlamış zaten.Bu yüzdendir erkek kardeşini çok kıskanıyor.Ama kendi de bunun farkında ve en azından evinde kalabildiği, bir süt anneye verilmediği için dua ediyor.Zaten erken yaşta babası ölüyor okuyanlar bilir o da sonraları bir sebepten dolayı hastalanıyordu ve annesi babasının çok sevdiği atı kurban ediyordu kızı için.Kızın uyandıktan sonra söylediği '' Ama babam sağ olsaydı atının kurban edilmesine mi yoksa kızının ölümüne mi daha çok üzülürdü, onu bilmiyorum.'' cümlesi etkilemişti beni.Kitap gerçekten her sayfasında ağlanabilecek türden ama benim ilk kısımlarını okulda ve serviste okumamdan dolayı sonuna kadar ağlamadım.Son kısmını ertesi günkü iki önemli yazılıma rağmen evden okudum ve... Benim gibi taş kalpli, duygusuz bile gözyaşlarına hakim olamadı(bu cümle de çok havalı canım).Kitapta Alaaddin'in korkaklığına ya da körü körüne bağlı olduğu imanına, Şems'in ilginç hayatına, garip kıskançlığına, gaddarlığına, Mevlana'nın hiç bilinmeyen hayatına, değişimine tanıklı edeceksiniz.Mevlana ile Şems'in birlikteliği beni bayağı şaşırtmıştı okurken.Mevlana medreseyi bırakıyor, ailesini bırakıyor ,bazı yerlerden anladığımız kadarıyla bu Şems'in eğitim süreci, Şems'in etrafında pervane oluyor.Hatta Kimya Hatun'u 60 yaşlarındaki Şems'e verecek kadar itaat ediyor.Ve ilk sıralardaki aşkın bitişi Şems'in Kimya Hatun'u Alaaddin'den kıskanışı bunun sonucunda doğan huzursuzluklar, dayak... Hatta bağ evine gittiği için Şems'ten yediği dayağın Kimya Hatun'un sonu oluşu... Ama şunu söyleyeyim mi dayaktan öleceğini bilseydi bile çocukluğunun, en mutlu günlerinin geçtiği bağ evine yine giderdi yine şu an adını hatırlamadığım o çiçeği yarattığı için Tanrıya şükrederdi.Hem Şems ile evlenmeyip Alaaddin ile evlenseydi farklı bir hayat yaşayacağı ne malum? Daha dadısının onları ilk gördüğünde kızı orada bırakıp kaçması, babasından istemekte gecikmesi, ya da nikah haberini duyduğunda Kimya Hatunun dediği gibi ''ölüsüne bile dokundurtmam, yakarım bu şehri'' demesine rağmen hiç bir şey yapmaması...Yine Kimya Hatun'un dediği gibi aşkı batsın! Kitabı okurken sonlara yaklaştığım zamanda elim kaydı yanlışlıkla kitabın ilk sayfaları açıldı tam da Mevlana'nın evine gitmek üzere faytona bindiği kısmın olduğu sayfa başına gelecekleri bilseydi biner miydi ona :( Ya da İlyas'ın demek istediklerini anlasaydı... Hüzünlendim yine. Son sayfalarını açıp açıp okuyabilirim, son sayfaları çok etkiledi beni şimdi her okuduğumda sesim titreyecek ona da eminim. Etkilendiğim bir kısımı yazayım buraya;
...
Eğer henüz yarım kalmış işlerim olmasaydı, ölüm benim için en sevindirici haber olurdu.O yavru kırlangıçlara ne yaptığımı henüz itiraf etmemiştim mesela.Dadımdan helallik dilememiştim.İlyas'ı bana saf bir aşkı tattırdığı için öpmemiştim henüz.Rabia ve melekler için bir sepet kiraz toplamamıştım.Daha da önemlisi vasiyetimi henüz yazmamıştım.Bağ evindeki yaseminlerin altına gömülmeyi isteyeceğim ve tüm özel eşyalarımı Evci'ye bıraktığımı belirteceğim, havuzdaki meleğin elinde tuttuğu üzümü yiyebilmesi için suyu kapatmalarını söyleyeceğim, vasiyetimi yazmamıştım henüz.
Evet. vasiyetimi yazmalıydım.Alaaddin'e hediye ettiği o kristal topu, aşkın kasesine koymaktansa mezar taşım yapmasını söylemeliydim.Aşkı yasaklayan, hakkın soluk almasını önleyen bir imanın ancak şeytani bir iman olabileceğini, aşkını kuru bir imana kurban eden Alaaddin'e göstermeliydim.İman ancak aşktan doğarsa iman olur.Vuslata sebep, mutluluğa yol ve dostluğa izin verip ayrılığı ortadan kaldırabilirse iman olur.Aşktan gafil müminlerden Tanrı'ya sığınırım! Henüz yapacak çok işim vardı.Kendisine hediye ettiğim bir tutam saçımı geri almalıydım ondan.

Hep hüzünlendik mi canım güldüğüm yerler de vardı tabii.Mesela ''necis olmanın nevin tadı'' başlıklı kısımda gülmüştüm zaten başlık başlı başına komik:) Bir de Farsçadan tam çevirisi bu mudur bilemem ama o kadar eski yazının içinde ''kıl oldum'' cümlesini görmek güldürmüştü:) Eski yazı demişken ona da değineyim çok sevdim ben bu kitabın dilini bilinmeyen kelimeler azdı.Sayfanın yarısını yazdığı şeyleri açıklayan kitaplardan değildi.Eski dilde okumak hoşuma gitti benim ayrıca akıcılığına zeval getirmedi bence:) Çeviri güzeldi.Duyguları öyle gerçekçi anlatmış ki siz de yaşıyorsunuz.Ama sık kullanılan Tanrı kelimesinden rahatsız olmadım diyemem.Bir de kitap Kimya Hatun'un ağzından anlatılıyor.İlk ve son kısımlarda başarılı olunmuş ama orta kısımda Kimya Hatunla ilgili olmayan kısımları da onun anlatması, onun aradan çekildiği kısımlarda bile ya da tam olarak duymasam da deyip neyi duymadığını söylemesi biraz olmadı.Zaten o da kendisini arada hatırlatıyordu (yani ben, yani beni) gibi cümlelerle.Takıldım orada biraz. Neyse bu kadar yazı yazdım okumadıysanız okuyuverin bi zahmet:) Sonuç olarak (evet bitiyor bu kelimeyi dört gözle beklediniz biliyorum tabii buraya kadar geldiyseniz) yazarın ilk kitabı olmasına rağmen yılın kitabı ödülünü alması zaten başarısını gösteriyor.Yazarı kutlamak lazım, kıskanmak da lazım biraz :) Neyse Kimya Hatun'un da dediği gibi ''Söz uzundu, vakit ise kısa...'' sözüm çok ama vaktim yok :)

Okuyanlar da görüşlerini belirtebilir mi acaba?:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...